activex

Ünlü sözler sayfamızda şimdi de çok büyük bir şairin sözlerine yer veriyoruz. Bu sayfamızda en güzel Necip Fazıl Kısakürek sözlerini sizler için hazırlamaya çalıştık. Mutlaka baştan sona okumanız gereken bu müthiş sözler sizleri de bizim gibi etkileyecektir. Sayfamıza siz de sevdiğiniz, beğendiğiniz güzel sözler yollayabilirsiniz. Sayfalarımız ve sitemiz hakkında eleştiri yapabilirsiniz. Bu anlamlı Necip Fazıl Kısakürek sözlerini facebook, twitter, gmail ya da instagramda da paylaşabilirsiniz. Sitemiz ve sayfamız hakkında eleştiride bulunmak ya da sitemize güzel sözler eklemek isterseniz bize yorum bölümümüzden ulaşabilirsiniz.

NECİP FAZIL KISAKÜREK’TEN GÜZEL SÖZLER
Bin “günahın” olsa da bana, bir “gün ah’ım” yok sana…
Veren de o alan da o, nedir senden gidecek? Telaşını gören de, can senin zannedecek.
Ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar, ne de şeytan, bir günahı, seni beklediğim kadar.
İnsanlar ikiye ayrılır, vaktini beşe ayıranlar, vaktini boşa ayıranlar.
Başım çığlıklı bir çocuk, onu nasıl avutsam? Ne yapsam da ölümü bir saatçik unutsam?
Tam 30 yıl saatim işlemiş ben durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.
Biz; ayakları şişene kadar namaz kılan peygamberin, gözleri şişene kadar uyuyan ümmetiyiz.
Bizler açlıktan karnına taş bağlayan peygamberin,doymak bilmeyen ümmetiyiz .
Ne gelirse başımıza Hak’tandır; fakat geliş sebebi, Hak’tan ayrılmaktandır.
Dün geçti bugünü düşünüyorum, yarın var mı? Gençliğine güvenme, ölenler hep ihtiyar mı?
Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten affet, senden habersiz aldığım her nefesten.
Çok sıkıldıysan hayattan, bir mezarlığa git. Ölüler iyi bilir; yaşamak güzeldir.
Ölüm her aklına geldiğinde ‘ah’ edip ‘vah’ edip inleme; bu halinle rabbimi incitmiş olacaksın. Ecel kapıyı çaldığı zaman evi telaşa verme; o geldiği zaman, sen çoktan gitmiş olacaksın.
Ya Allah’a baş eğer hiç kimseye eğmezsin, ya da herkese baş eğer hiçbir şeye değmezsin.
Evdeki hesabımız bile çarşıya uymuyorken, ahiret hesabımızın vay haline.
Seni affetmek hayatımın en büyük hatasıydı. Nerden bilebilirdim ki. Katilini affedersen seni yine öldüreceğini…
Başım çığlıklı bir çocuk, onu nasıl avutsam? Ne yapsam da ölümü bir saatcik unutsam?
Kendini dünyalar kadar değerli zannedenlere kısa bir not; dünya beş para etmiyor…
Öz anne-babasını huzurevine gönderip, evde kedi köpek besleyen insanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz…
Öyle ucuz değil gül koklamak… Gül tutan ele diken batmalı… Bir aşka gönül veren o aşkın kapısında yatmalı!
Ağaçtan düşen yaprak nasıl kurumaya mahkûmsa; gönülden düşen insan da ‘unutulmaya mahkûmdur.
Ömrün ilk yarısı; ikinci yarısını beklemekle, ikinci yarısı da; ilk yarısının hasretiyle geçer.
Aldığımız nefesi bile geri veriyorsak, hiçbir şey bizim değil.
Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.
Dünya güzel olsaydı, doğarken ağlamazdık… Yaşarken temiz kalsaydık ölünce yıkanmazdık.
Eğer tadını bilirseniz ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.
Benimki benim, seninki de senin! Bu şeriattır… ”Seninki senin, benimki de senin!  Bu tarikattır… Ne benimki benim ne de seninki senin herşey Allah’ın! Bu da hakikattir!
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa yaşasın kefenimin kefili karaborsa.
Beni kimsecikler okşamaz madem, öp beni alnımdan; sen öp seccadem.
İnsan namaz kılarsa, namaz da insanı insan kılar.
İki insan çeşidi vardır. Zaman geçtikte hatalarıyla yüzleşen! Zaman geçtikçe yüzsüzleşen.
Kavuşmak mı? Belki… Daha ölmedim!
Geçti, istemem gelmeni yokluğunda buldum seni.
Akıldan büyük nimet, zekâdan da ağır yük tanımıyorum.
Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık, anla ki yok Allah’tan başkasıyla yakınlık.
Ayasofya’nın kapılarıyla beraber ‘ruhumuzu’ kilitlediler; ruhumuzu kilitlemek için Ayasofya’yı kilitlediler!
Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat; zift dolu gözlerde karanlık kat kat… Yalnız seccademin yününde şefkat; beni kimsecikler okşamaz madem; öp beni alnımdan, sen öp seccadem!
Bir idamlık Ali vardı, asıldı; kaydını düştüler, mühür basıldı. Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı. Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; bahçeye diktiği üç beş karanfil…
Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere, ayağım takılıyor yerdeki gölgelere.
İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var; sükût gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz. Dünyada taşınacak bir kuru başınız var; onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; iki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler. Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.
Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür.
Zamanın çarkları sizi yürütüyor, zamanın çarkları beni öğütüyor…
İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan kork.
Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur!
Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen; değerimi bildiğin gün beni yanında bulamazsın…
Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret, ebedi bir yaşam için gayret yok hayret.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Bana çağdışı diyorlarmış. Ne büyük bir onur! Ben bu çağın dışında kalmayayım da, içinde mi boğulayım.
Geçti, istemem gelmeni, yokluğunda buldum seni; bırak vehmimde gölgeni, gelme, artık neye yarar?

Bir önceki yazımız olan Beşiktaş sözleri başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

190 Okunma 19 Ara 2016

Yorumlar


Sen de Yorumla!